SORU SOR

CİNSEL BİLGİ DANIŞMANLIK HATTI: 0(224) 451 6551

Cinsellik Ve Toplum

Cinsellik Ve Toplum
Son Güncelleme: 27.08.2012 , Okunma: 2724
İnsanlar «toplumsal hayvanlardır» ve huyları, istekleri, umutları, korkuları ve inançları, doğdukları yerdeki çeşitli topluluklarca biçimlendirilir. Bu, aynı zamanda cinsel tutum ve davranışlar için de geçerlidir.

İnsanlar belirli bir cinsel ifade potansiyeliyle doğarlar. Ancak bu potansiyel oldukça çeşitli yollarla gerçekleştirilir. Aslında cinsel bakımdan bastına toplumlarda bu kısmen ya da tümüyle gerçekleşmeden kalabilir.Konu, belki de en iyi sık sık kullanılan dil kıyaslamamızla tanımlanabilir: Bütün çocuklar konuşma yetisiyle doğarlar, ancak herhangi bir özel dile göre programlanmamıştır. İngiltere'de İngilizce, Çin'de Çince konuşarak yetişirler. Bazı toplumlar, erkekler ve kadınlar için farklı «gizli» dillere sahiptir ve çocuklar da bunları cinsiyetlerine göre öğrenirler. Üstelik bilgili anaba-balar ve iyi öğretmenlere sahipseler, konuşmayı oldukça iyi bir biçimde öğrenirler. Aynı nedenle, bilgisiz ve kaba anababalar, çocukların sessiz kalmalarına, kendilerini iyi ifade edememelerine ya da kekeme olmalarına neden olabilirler. Öte yandan, bazı kötü davranışlarla karşılaşan çocuklarda her bakımdan kötü bir dil gelişebilir ve onu sevmediklerine karşı kullanırlar; daha şanslı olan ötekiler ise yalnızca bağlılık ve sevgi ifade etmek amacıyla kullanacakları sözcükleri dikkatlice seçebilirler. Sonuçta, bazı dinsel ya da ahlaksal nedenlerle bir sessizlik yemini ederler sanki.

İnsanın cinsel davranışı buna çok benzer biçimde gelişir. Çocuklar, özel kültürlerinde kabul edilebilir davranış neyse, onu kabul etmeyi öğrenirler. Aynı zamanda cinsiyetlerine göre farklı erkeksi ve kadınsı nitelikler kazanırlar. Eğer ana babaları hoşgörülüyse, çocukların erotik kapasiteleri artar, ancak püritenik eğitim, onların kendilerini suçlu hissetmelerine, cinsel tepkilerinin engellenmesine ya da sakatlanmasına yol açacaktır. Öte yandan, engellenmiş bu çocuklar «düşük ahlaklı» gelişir ve seksi, özünde düşmanlığını dışa vurmak için kullanır. Bazıları ise, yani doyuma ulaşanlar, cinsel eşlerini dikkatlice seçerler ve onlara sevgiyle armağanlar sunarlar. Sonunda, bazıları seks zevkinden vazgeçmeye karar verirler ve bazı dinsel ve ahlaksal nedenlerle iffet ve bakirelik yemini ederler.

Oysa karşılaştırma, bu kişinin düzeyi, yani kişisel durumu, başarısızlıkları ya da başarılarıyla kendisini sınırlamamayı gerektiriyor. İnsanın cinselliği ve dili genel düzeyde her zaman karşılaştırabilir ve ortak imgeleri gözden geçirilebilir. Gerçekte, her dilbilimcinin bildiği gibi, farklı diller, farklı temel felsefeler içerir. Bu diller farklı bir gerçeklik tablosu çizerler ve yaşamı farklı yaklaşımlarla yansıtırlar. Kısacası, her dil önce kendisiyle birlikte geliştirmiş olduğu algıları oluşturur. Özgün kişisel görüşlerinden tümüyle ayrı olarak, halkın büyük kesimleri hep birlikte, farklı yerel dillerine göre, dünyaya farklı bir biçimde bakmayı öğrenirler.
Bu, aynı zamanda «yerel» seks felsefesi için de geçerlidir. Kadınların ve erkeklerin cinsel davranışı yalnızca onların kişisel nazlarını değil, aynı zamanda geniş çapta, bağlı oldukları toplumların ya da toplumsal gruplarının temel değerlerini de yansıtır.

Kişilerin, birey olarak ne denli farklı olduklarının önemi yoktur. Ahlak anlayışı her zaman bütün kültürlerin altında yatan varsayımlarca biçimlendirilir. Zevk düşkünü ve hoşgörülü toplumlarda çoğu insanlar olasılıkla neşeli ve duyarlı olur; püritenik ve baskıcı kültürlerde ise heyecanlı ve yasaklayıcı olmaya eğilimlidirler. İlk önce, belirtilen durumda olanlar, cinsiyetlerini bir mutluluk kaynağı olarak kutlarlar; ikinci durumdakiler ise bir utanma kaynağı olarak cinsiyetlerinden üzüntü duyarlar. Bu yüzden, bir insanın cinsel tutumları üzerine kafa yorduğumuz zaman gerçekte iki ayrı sorunlar kümesine değinmiş oluyoruz. Biz yalnızca şu erkek ya da bu kadının toplumlarının cinsel standartlarına ne denli iyi uyduğunu değil, aynı zamanda bu standartların hangi temellere dayandığını, en son amacını, anlamını ya da seksin doğasının ne olduğunu da soruyoruz.

Çoğu toplumlarda, kuşkusuz seksin anlamı, başka herhangi bir şeyin anlamı gibi din tarafından belirlenir. Bu en azından, geçmiş toplumlarda söz konusu olmuştur ve hatta modern laik toplumlarda cinsel standartlar sık sık eski dinsel öğretilere bağlı kalmıştır. Örneğin ABD toplumunun cinsel standartlarının hâlâ Yahudi-Hıristiyan mirasınca etkilendiğinden hiç kimsenin kuşkusu yoktur: Oysa karşı kültürel çalışmalar, bu mirasın her zaman oldukça kendine özgü olduğunu ortaya koymuştur. Eski İsrailliler, seksin doğasını üremede gördüler ve bu amaca yönelmeyen herhangi bir cinsel davranışı mahkûm ettiler. İlk Hıristiyanlar da bu dar anlayışı kabul etti ve  hatta cinsel perhizden dolayı yüceltilmekten, seksi zorunlu bir kötülük olarak görmeye değin uzanan bir sınırlama getirdiler.

Onlar, İsa'nın yeniden dönmesini ve yaşamları boyunca dünyanın sonunun gelmesini beklediklerinden, cinsel zevki öyle uzun boylu düşünmediler. Bunun yerine dönemlerindeki değişik münzevi felsefelerinin izdeşi oldular ve bu anlayışları kendi dilleriyle birleştirdiler.
İsa, geri dönmeyi başaramayınca ve dünya da önceki gibi sürüp gittikçe, biraz daha hoşgörülü olmaya başladılar, ancak temel inançları değişmeden kaldı: Cinsel etkinlik yalnızca evlilik içinde ve gebeliğe doğru yol alabildiğinde kabul edilebilirdi onlarca.

Hıristiyan cinsel felsefesinin, taraftarlarına keyfi ya da rastlantısal görünmediğini söylemek bile gereksiz. Tam tersine, onlara bu felsefe nesnel, sonsuz ve evrensel gerçek olarak görünüyordu. Baktıkları her yerde, bu gerçeğin olgusal gözlemlerle doğrulandığını gördüler. Saygıdeğer erkekler ve kadınlar, bedenlerini giysilerle örtmediler mi? Bu, onların doğuştan bir alçakgönüllülük duygusuna sahip olduklarını göstermedi mi? İnsanlar, cinsel düşlemlerini açıkça tartışmaktan sakınmadılar mı? Bu, kendileri hakkında rahatsızlık duymalarına yol açmadı mı? Anababalar, evliliklerinin içyüzünü çocuklarından saklamadı mı? Bu, cinsel ilişkilerinde bazı yanlış şeylerin olduğunu göstermedi mi? Kısacası, doğanın kendisi seksin her yerde doğuştan bayağı ve utanç verici olduğunu göstermedi mi? İşte Kuzey Afrikalı rahip Augustine, Tanrının Kenti adlı kitabında, tüm cinsel ilişkilerin içinde bulunduğu utancı böyle dogmatik bir biçimde ele aldı (XIV. Kitap, 18. Bölüm):

«Cinsel ilişki her zaman şehvetle gerçekleştirilir ve bu yüzden de gizlenmiş olması gerekir... Hatta doğal bir utanma duygusu olduğundan genelevlerde bile bu bir sır olarak saklanır... Evli olmayan kişilerle ilişki, utanç duymayan erkeklerce bile utançla karşılanır ve üstelik onlar bunu sevseler bile pek belli etmemeye özen gösterirler... Karı koca arasındaki ilişki saygıdeğer ve yasal olsa bile, her zaman tanıkların huzurundan uzakta, özel bir odada yapılmaz mı? Damat, gelini okşamadan önce, tüm hizmetkârları yanlarından uzaklaştırmaz mı?.. Zifaf odasına girenler akraba olsalar da, eğer bu doğal olarak yerinde ve uygun olanın utanç cezasıyla birlikte yapıldığından ötürü değilse, nedendir öyleyse?»
Bu görüşe göre, Augustine erkek ve kadın cinsel organlarını edepdışı organlar olarak sunuyor ve tüm cinsel arzulara da hemen hemen gizli bir tiksinmeyle bakıyordu. Dahası, tüm edepli insanların her yerde aynı duyguyu paylaşacağına inanıyordu. Ancak gerçekte, tutumları kendi zamanında bile evrensel boyutlara ulaşmamıştı. Roma İmparatorluğunun uzak yörelerinde hâlâ eski «pagan» geleneklerini koruyan gruplar, seks ve çeşitli cinsel oyunlardan büyük zevk duyan kabileler vardı.

Augustine'nin «her cinsel ilişkide utanç bulunması» üzerine söyledikleri gerçeğe uygun değildi. Bu anlayış, çok daha sonra ve salt Hıristiyanlığın etkisiyle çoğu Avrupalı için bir gerçek haline geldi. Bununla birlikte, Avrupa dışında, birçok toplum çok farklı cinsel değerler geliştirdi. Yüzyıllarca süren bir yalnızlıktan sonra Hıristiyan kaşifler böylesi toplumları keşfettikleri zaman, büyük bir şaşkınlığa düşerek gördüklerine güçlükle inanabildiler. Örneğin, Kaptan Cook, Tahiti'ye geldiği zaman Tahitililerin ayakta cinsel ilişki kurmaları ve her iştah ve tutkuyu izleyicilerin gözü önünde büyük bir hazla yerine getirmeleri karşısında büyük bir şaşkınlığa düşmüştür. Böylece Kaptan Cook, Dünya Çevresinde Yolculuk adlı yapıtını kaleme aldı (1769):

«Yaklaşık 1.80 cm boyunda genç bir adam, yaklaşık 11 ya da 12 yaşında küçük bir kızla, bizden birkaç kişi ve büyük sayıda yerlilerin önünde en azından yakışıksız ya da uygun olmadığı duygusuna kapılmaksızın, Venüs törenini yerine getirdi. Ancak göründüğü gibi oranın geleneklerine tam bir uyum gösteriyordu bu hareket. İzleyiciler arasında daha deneyimli birkaç kadın da vardı... Bu kadınlar, kızın bu konuda bilgilenmesi gerektiği için, üzerine düşen görevi nasıl yerine getireceğini öğretiyorlardı.»
Bununla birlikte, şaşkınlıktan donakaldığı halde soğukkanlılığını koruyordu Kaptan Cook ve birleşmeyi durdurmaya da kalkışmadı. Aslında, gözüdönmüş bir ahlakçı değildi Kaptan. Pratik bir İngiliz, bir dünya gezgini ve aydınlanma döneminin insanıydı. Adanın bu kökleşmiş gelenekleri ancak sonraki zamanlarda gelen Hıristiyan misyonerlerin baskısı ve zorlamasıyla ortadan kaldırıldı. Cinsel manzaranın etkisini kafasında canlandıra-bilen bir kişi bu manzaranın Augustine üzerinde nasıl bir etki yapacağını da görmüş olacaktı. Kişi, aynı zamanda onun görüşünü değiştirmemiş olacağını varsayabilirdi. «Utançsız» adalılarca ona yanlış gösterileni benimsemek yerine, olasılıkla şeytanın köleleri olarak hepsini mahkûm etmiş olacaktı. Bu Tahitili icracılar, bugün ABD'de görünmüş olsaydılar, başlarına ne geleceğini herhalde çok iyi biliyoruz.

«Canlı seks mağazalarında» 11 yaşlarında bir kızla söz konusu işi uygulayan herhangi bir adam, reşit olmayan bir kıza tecavüz etmekten hapishaneye yollanacaktır. Hatta daha kötüsü, «Çocuğa tecavüz eden» biri olarak ya da pedofili (sübyancı, çocuk sevici) gibi bir «cinsel psikopat» olarak ilan edilebilecektir. Bu da ona önce, sonra ya da hapishanede bulunduğu dönemde takılabilir. Eğer akkiyatrik tedavi için bir akıl hastanesine teslim edilebilirdi. Eğer aklanamazsa, geri kalan yaşamını polis kayıtlarına geçirilmiş olarak sürdürecek, öte yandan kıza da bir suçlu çocuk muamelesi uygun görülüp bir «islahevine» gönderilmiş olacaktı. Sonunda tüm izleyiciler de tanık oldukları için tutuklanabilir ve salt bu nedenle «uçarılık ve müstehcenlik», genel olarak özendirilmiş olurdu.

Bu örneğin de gösterdiği gibi, modern ABD'nin ahlak değerleri Preko-loniyal olan Tahiti'den tümüyle farklıdır. Burada (ABD'de de) suçlu ya da delirmiş kabul edilen insanlar, orada topluluğun değerli üyeleri olarak karşılanıyorlar. Şimdi ABD'lilerin, küçüklerin ahlaksal çürümesi olarak nefret ettiklerini, Tahitililer, pratik seks eğitimi olarak teşvik ettiler. Bize günah görünen, onlar için genelde dinsel bir amaç oldu. Nitekim halka cinsel bir gösteri sunmak isteyen Arioi toplumu, özel bir kutlama düzeni gerçekleştirdi. Kısacası, Tahitililer hemen hemen toplumumuza karşıt olan bir cinsel felsefeye imzalarını attılar.
Şimdi bu yüzden bunların «çökmüş», «bozulmuş», «çürümüş», «ahlaksal çöküntüye uğramış», «animalistik», «sağlıksız» ya da «sapıklık» oldukları sonucuna varabilir miyiz? Varamayacağımız açıktır. Ziyaretçilerinin tümü Tahitilileri dünyanın en mutlu, sağlıklı, arkadaş canlısı ve çok cömert insanları olarak tanımlamakta aynı fikirde birleştiklerinden dolayı, böyle bir suçlama yüzde yüz yanlış olacaktır. Bugün bile o saf kalpliliklerini sürdürmelerine karşın, gerçekte onların gerileyişi, yalnızca Batılı Hıristiyanlarla ilişkilerinden sonra başlamıştır.

Peki eski Tahitililerin cinsel törelerini benimsemeye çalışabilir ve bizim standartlarımızın yanlış olduğu sonucuna varabilir miyiz? Temelde hayır. Her şeyden önce, bir anlık yansıma bu türden bir radikal, ani değişimin gerçekleşemeyeceğini gösterir. Sonra, diyelim bu değişimi gerçekleştirdik; ancak bu, çözebileceğinden de büyük toplumsal ve cinsel sorunlara yol açabilirdi. Tıpkı, yabancı bir ahlak anlayışının Tahitililere yardımı olmadığı gibi, biz de böylesi yabancı değerlerin körü körüne benimsenmesine hayıflanabildik. Her toplumun cinsel normları, çok sayıda toplumsal amaca hizmet etmek ve birbirini desteklemek için uzun bir zaman süreci içinde geliştirilmiş olan gelenekler, yasalar ve öteki normların geniş bir ağıyla ilişki içindedir. Bu nedenle cinsel davranıştaki değişimler her zaman yaşamın birçok alanını etkilemiştir. Özel tarihsel durumlara rıza gösterilemez ve kültürel geleneklerin güçlüğüne önem verilmezse, sonuçta cinsel devrimin pek olumlu şeyler yapamadığı görülür.
Gerçekte bu, Pasifiklilerin tezelden Hıristiyanlaştırılması yanlışıyla özdeştir. Onlar için doğru olan bir cinsel ahlak, çocukların eğitimini engelleyen başka bir ahlakla yer değiştirdiğinde, onların geleneksel kur yapma ve evlilikleri karıştı ve halen yaygın olan aile kurumunu zayıflattı. Daha kötüsü de, bu değişimlerin hiçbiri gözle görülür bir yarar sağlamadı. Üstelik, yeni ahlak, başlangıçta nüfusun geniş kesiminin ahlakını da bozdu. Tüm toplumsal dokuyu gevşetti ve uzun, çalkantılı bir döneme yol açtı.
Biz karşılaştırmalı ahlak çalışmalarını genişlikte olduğu kadar derinlemesine de ileriye götürebilirdik kuşkusuz. Ancak şimdiye değin en azından bir temel bakışta açıklık kazanmış bulunuyoruz. Cinsel normlara ilişkin evrensel ve sürekli hiçbir şey yoktur. Tam tersine, karşı kültürel alanla karşılaştırdığımız zaman, bunlar oldukça keyfi ve değişebilir görünüyor. Ayrıca bunları benimseyen özgün toplumlara nesnel ve sağlıklı görülebilmesine karşın, bu toplumların dışındakiler, bunları saçma ve yoz bulabilirler. Özetle, cinsel konularda insanların «doğal» olarak adlandırdığı, genelde, herkesin yaptığından başka bir şey değil çoğunlukla.

Duyarlı erkekler ve kadınlar, her zaman bu gerçeği bilir ve ona göre davranırlar. Örneğin, Tahiti'de Kaptan Cook'un, belki ülkesinde bir linç ya da kargaşaya yol açabilecek bir cinsel gösteriyi soğukkanlılıkla izlediğini görmüştük. Aydınlanma döneminin bir kaşifi olarak Cook, bu hareketiyle basitçe şu atasözünün şanına uygun davranıyordu: «Roma'dayken Romalı gibi davran». Yani yerel geleneklere saygı göster ve ev sahibini gücendirme. Kaptan Cook'un bu tutumu beraberinde İngiltere'ye götürdüğü Tahitili, yakışıklı, soylu savaşçı Omai tarafından da izlendi. Bu Tahitili savaşçı, Londra'da büyük bir terbiye ile davrandı, sosyete salonlarında Londralıların geleneklerine uygun bir biçimde davranarak bayanların büyük ilgi ve övgülerini topladı. Bu Tahitili savaşçının cinsel davranışını tahmin edebiliriz yalnızca, belli aristokratik İngiliz hayranlarının hoşgörülü tutumuyla açıklanabilmesiy-
le birlikte, herhangi bir skandala neden olacak kadar «aşırı» bir tutuma girmediğini biliyoruz. Gerçekte, bu durumda bir putperestle Hıristiyan arasındaki karşılıklı saygının esaslı bir nedeni, onların karşılaşmalarının zamanla-masıydı. 18. yüzyıl İngilteresi, artık püritenik kuralların etkisinde olduğu gibi, erdemlilik taslayan bir hava içinde değildi. (19. yüzyıl Viktorya dönemi başka bir konudur.) Yunan ve Roma klasikleri üzerine çalışma, çeşitli dünyevi modern filozoflar ve uzak yabancı kültürlerle ilişki, Avrupalılara dinsel ve cinsel yönden biraz hoşgörülü olmayı öğretmişti. Gerçekte Kaptan Cook'un yazdığı raporların okunması ve Omai gibi insanlarla karşılaşılması, onların geleneksel ahlak varsayımları üzerine sorular sormasına yol açtı ve onları daha liberal bir kafa yapısına ulaştırdı. Fransa'da Kaptan Bougainvil-le, Pasifik Yolculuğu sırasında tuttuğu notlarını yayımladı ve büyük ansiklo-pedist Deniş Diderot, Bougovinville'in Yolculuğuna Ek adlı yapıtında, Polinezya'da cinsel ahlakı açıkladı 1772. Böylece, yavaş yavaş bazı Batı ülkelerinde eski katı cinsel tutumlar yumuşadı, soyut olarak benimsenmiş olan ahlaksal değerler nispi olarak gözden geçirilmeye başlandı ve insanlar eski yaşam biçimini eleştirmeye giriştiler. Çoğu da giderek kendileri için düşünmeye, kendi bildikleri yolda, kendi mutluluklarını izlemeye karar verdi. Kilisenin müdahalesi olsun devletin düzenlemesi olsun, her ikisinden de uzak durarak, ahlaksal baskılardan kurtulma istemlerini dile getirdiler. Bireysel ülküler ve özgürlük istemi giderek artan bir destek kazandı ve ABD ve Fransa devrimleri bir dizi siyasal ve toplumsal reformların gerçekleşmesine öncülük etti.
Bu, artık Batıda erdemlilik taslamanın ölümü anlamına gelmiyordu. Gerçekte bu olgu, hâlâ orta ve aşağı sınıflar içerisinde canlılığını sürdürüyor ve yukarıda vurguladığımız gibi, sonraki yüzyılda yeniden büyük bir güç kazanıyordu. Oysa, orada eğitilmişler arasında, kısıtlanmamış Batı yanlısı, Batılı olmayan cinsel geleneklerin bilinci kalmıştı. Aslında Augustine, Hıristiyan kardeşlerinin her biri için hiçbir zaman bir konuşma yapmamıştı. Resmi ahlak perdesi arkasında, her zaman bir eski yerel Avrupa duyarlığı oluşmuştu. İşte Hıristiyan münzeviliğinin varışıyla birlikte, bu duyarlık küçük düşürülmekte, yadsınmakta ve yeraltına itilmekteydi, ancak Ortaçağda halk festivallerinde, Rönesans sanat ve edebiyatında, Barok'un görkemli ve şatafatlı törenlerinde, kırsal törelerde, kentsel biçimde, kaba folklor ve aristokratik şaşaada tiyatro, müzik ve dansta tekrar tekrar ortaya çıktı bu duyarlık. Aynı nedenle, gerçekte Batılıların cinsel davranışı, hiçbir zaman onların dinsel dogmaları ve dünyevi yasalarının öne sürdüğü kadar sevimsiz bir disiplinde olmadı. Özellikle çiftçiler ve feodal efendiler büyük ölçüde daha az bastırıcı cinsel ölçülerle yaşamışlardır. Kendini tutanlar ve katılıkta diretenler, çok kere rahipler zümresi ve modern zamanlarda ise burjuvaziydi.

Bununla birlikte, Batı dünyasının başarılı bir biçimde sanayileşmesinden sonra, önceleri ahlak ve davranışlar konusunda tutucu olan orta sınıflar, cinsel konularda daha hoşgörülü oldular. Maddi rahatları artarken, cinsel özgürlükler olmaksızın, ekonomik ve siyasal özgürlükler elde ettiler. Böylece, bu yüzyılda cinsel liberalleşme eğiliminde bir artış gördük. Batı liberal gelenekleri ve Batılı olmayan kültürlerin deneyimleriyle ilgilenen bir hayli bilgin, ahlakçı ve sade yurttaşlar, bugün cinsel baskının olmadığı yepyeni, insanca bir dünya için savaşım vermektedir.

Şimdi yüzyıldan daha fazla bir süre içinde, bu çalışmaların önemli bir bölümünü insanın cinsel davranışı ve onun toplumsal sonuçları üzerine yapılan bilimsel araştırmalar oluşturmaktadır. Tanımlamalarla seks araştırmaları, cinsel sorunlara akılcı bir yaklaşımı geliştirme eğilimi taşıyor ve böylece cinsel önyargı bilgisizlik ve korkuyla savaşılıyor. Bu anlayışladır ki, aşağıdaki sayfalarda çalışmanın çeşitli alanlarında toplanan bilgiyi tanımlamaya girişilebiliyor. Gerçekte, elinizdeki kitabın kapsamı çerçevesinde seksle ilgili tüm toplumsal sorunlara değinmek pek olası görünmüyor, ancak kişi az bir tarihsel ve karşı-kültürel gözlemleriyle bunların karmaşıklığında en azından bazı anlayışlar kazanabilir. Bu nedenle, metnin bu son bölümü, çağımızda cinsel eşitlik kavgası, cinsel sapkınlık sorunu, evlilik ve aile tiplerinde yakın değişimler, cinsel baskıların niteliği ve cinsel devrim diye adlandırılan günümüzdeki çarpışmanın kısa bir çözümlemesini sunuyor.

Diğer Cinsel Sağlık Makaleleri

Kullanım Koşulları ve Yasal Uyarı

© 2021 Tüm Hakları Saklıdır Bursa Cinsel Terapi, Vajinismus, Erken Boşalma, Cinsel Terapi, Cinsel İsteksizlik. Site: 3 Ünlem Tasarım